Yazar Odağı: Atalay Yavan
Ne kadar zamandır Boo!’da yazıyorsun?
Boo! elime doğdu diyebilirim. Kısacası epeğ oldu… Lakin toplamda yazdığım aylara bakarsak bunu yaklaşık ikiye bölmemiz gerekebilir :P Sağolsun Ali anime bölümünü yetim bırakmadı o zor zamanlarda (!?).
Dergiye katılman nasıl oldu?
Alper Demirci isimli şahsiyetin Level forumlarında “hadi bir dergi kurak!” formatındaki genç, atik ve kararlı tavırlarına karşı koyamayarak “Ben de anime yazarım ki!” şeklinde çıkıntılık yaptığım anda derginin bir parçası olmuştum bile.
Dergide neler üzerine yazıyorsun?
Anime/manga… Bir ara sürreal tarzda birkaç çizimim de yayınlanmıştı. Sonra tembellik ettim yollamadım…
En sevdiğin 5 adet yazını saysana.
Bir ara nostalji yapmış, çocukluğumun animelerini incelemiştim. İncelemenin kendisinden ziyade öncesindeki hazırlık evresinde çok eğlendiğimi hatırlıyorum. Şimdilerde adını dahi unuttuğum lakin çocukluğumun vazgeçilmezi birçok animeyle tekrar karşılamak garip bir şekilde mutlu etmişti beni. Eski bir dostla yıllar sonra tekrar beraber olmak gibiydi. Fırk fırk daha fazla konuşamiciğim… Öhöm… Neyse efendim, Akira Kurosawa ile ilgili hazırladığım köşeyi de unutmuyorum. Hazırlarken yalnız filmleri değil hayatı hakkında da birçok yeni bilgi edinmenin memnuniyeti vardı üzerimde. Bunlar dışında okudukça satır aralarında amatörlüğümün yanı sıra heyecanımı da bol bol hissettiğim, eğlendiğim “ilk sayılar”ın da yerleri de ayrıdır. Bleach, Naruto, Full Metal Alchemist gibi incelemeleri örnek gösterebilirim bunlara.
Peki Boo!’daki senin olmayan en sevdiğin 5 yazıyı say?
Kendimin de Unirock hakkında birşeyler yazdığım “yaz konserleri” konulu yazı dizisi epeği eğlenceliydi. Bunun dışında Alper’in Şaplak, aman Şamar isimli köşesi iyidir. Sinema, oyun ve müzik incelemeleri de takip ettiğim köşelerdir lakin balık hafızalı bir insan olduğumdan “şu sayı” gibi spesifik verilerle konuşamayacağım. Hepsini seviyorum onların… Canlarım benim…
Bugün Boo! için ne yaptın?
Bugün Boo! için bol bol uyudum… Boo! da olsa insandır. Onun da dinlenmeye ihtiyacı var.
İnternette başka hangi siteleri-yayınları takip ediyorsun?
Oyungezer forumlarını sık sık ziyaret ederim, özellike FRP bölümünü. Deviantart şu son zamanlarda pek uğramadığım lakin sık kullanılanlarımın olmazsa olmazlarındandır. Feysbuk da yolumun düştüğü sitelerdendir. Grubumuzun sayfasına bakmak bahanesiyle sık sık girerim, sonrasında sağa sola takılır kalırım genelde. Lakin şu testler, birbirine hediye yollamalar, web tabanlı oyunlardan gelen “davet”ler vs. çileden çıkarıyor bir süre sonra ne yalan söyliyeyim. Mp3′lerini bulamadığım, ya da bulmaya üşendiğim parçaları sömürmek için de sık sık Youtube‘u arşınlarım efendim.
Evine hangi dergiler girer?
Haftalık mecmualarım olan Penguen ve Uykusuz’un yanında aylık bazda Oyungezer’i takip ederim.
En çok neleri dinlemeyi seversin?
Zor soru… Zira içinde müzikal zeka ve yaratcılığın olduğu hemen herşeyi dinlerim. O yüzden spesifik bir cevap vermem güç buna. Lakin thrash ve power metal insanı olan bünyemin zamanla post rock gibi türlere kaydığını söylersem sanırım yanlış olmaz. God Is An Astronaut’la yatıp kalkıyorum şu günlerde en basitinden. Bir de indie tarzına ayrı bir sempatim olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. İngilizlerden ne çıksa yerim mentalitesine kaptırıyorum kendimi sanırım giderek. Coldplay, Radiohead, Unkle, Arctic Monkeys, Starsailor, Kasabian vs… gibi çoğalır o liste de.
Peki en çok neleri izlemeyi seversin?
Öyle “şu tarzı sevmem arkadaş” demem güç. Fakat yaratıcılık kavramından bihaber, klişelerle dolu filmlere oldum olası ısınamamışımdır. Kendi imzası olan David Lynch ve Akira Kurosawa gibi yönetmenlere büyük bir saygı beslerim. Lynch’in beyninin nasıl işlediğini çözebilene Nobel Ödülü falan verilmesinin gerektiği kanaatindeyim. Daha genç nesilden Guy Ritchie’nin sanırım beni en çok eğlendiren yönetmen olduğunu söyleyebilirim. İngiliz aksanının da kattığı tatla yüklenmiş dahiyane diyaloglar, plot twistlerle örülü senaryolar vs… Kendisine özgü bir tarafı var filmlerinin. Kendini tekrar ettiği için eleştirilen bir yönetmen aslında Ritchie, lakin zaafım var bu adama, mümkünse bu tarzdan başka film çekmesin (bkz. Madonna ile evlendikten sonra çektiği “Swept Away” saçmalığı). Rock ‘n’ Rolla ile özüne dönmüş gözüküyor Ritchie neyse ki. Genç nesilden diğer favori yönetmenim ise Aronofsky’dir. Requiem For A Dream, Pi ve the Fountain gibi klasiklerden sonra çekildiği için biraz silik kalsa da The Wrestler’ı da epey beğendim (Mickey Rourke’un etkisi büyüktü elbette). Lakin bu kadar “bağımsız” bir adamın şu anda “Robocop” gibi pek ala “Michael Bay tarzı” yönetmenlerin çekebileceği bir proje üzerinde çalışması beni endişelendiriyor açıkcası. Umarım boşa çıkar bu endişelerim.
Peki peki en çok neleri okumayı seversin kitaplardan?
Bu aralar Tess Gerritsen’e sardırdım. Stephen King kadar germese de son derece akıcı bir dili var. “Tıbbi gerilim” diye bir tarzda yazıyor eserlerini. Cerrah ve Çırak’ı okudum en son (geç de olsa). Son derece başarılı buldum. Fantastik edebiyata da ayrı bir ilgim vardır. Tolkien’in bu konuda bir duayen olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Lakin kendisine olan hayranlığımın kaynağı Yüzüklerin Efendisi serisinden ziyade Silmarilion’dur diyebilirim. Orta Dünya dışında, “Ejderha Mızrağı” ve “Unutulmuş Diyarlar” evrenlerinde geçen kitapları da az çok takip etmeye çalışırım (Ne yapayım çok fazlalar :)).
Peki peki peki video oyunlarından neleri seversin daha çok?
Burada net konuşabilirim işte :) Adventure, Survival Horror ve RPG benim türlerimdir. Silent Hill serisinin (özellikle 2. oyunun) büyük bir hayranıyımdır. Bu serinin sahip olduğu senaryo sözümona “gerilim” filmlerine taş çıkaracak cinstendir cidden (Akira Yamaoka’nın müzikleri için bile tekrar tekrar oynayasım gelir bu serinin oyunlarını :)). Yalnız son oyunu, Homecoming’i hala oynamış değilim. Başında en çok zaman harcadığım oyun ise muhtemelen WoW olmuştur (pek çok oyunsever gibi). Fakat bu aralar online oyunlardan epey uzaklaştım sanırım. En son Warhammer Online’ı denediysem de pek sarmadı. Halbuki evreninin hayranıyımdır… Her neyse World of Darkness veya Warhammer 40k temalı MMORPG’lere kapım sonuna kadar açıktır. O zamana kadar ben “single player” takılmaya devam edeyim en iyisi.
O mu bu mu? Cin mi, bira mı?
Cin
Eti Cin mi, Eti Tutku mu?
Eti Cin :D
Tsubasa mı, Voltran mı?
Voltran değil o Voltron… :P
Tamam düzeltiriz :F (görünüşe göre düzeltmedik)
Voltron o zaman :)
Bıyıklı mı, bıyıksız mı?
Geçen kestiğim bıyığımı bir garip hissettim kendimi azizim. Bıyık iyidir, güzeldir. Lakin sakalla eşlik edilmelidir kendisine.
Esmer mi, sarışın mı?
Geçen TV’de bir programda görmüştüm. “Esmer tenli, sarışın bayanlar”dan hoşlanan bir abi vardı. O gün hayatım değişti… Esmer tenli sarışın bayan diyorum (!?)
Son soru: Okurlara buradan seslen deseler nasıl seslenirdin?
Naber kardiş? (bugs bunny tonlamasıyla)

:)
Ben gördüm, “Cin” cidden, ama resimden daha güler yüzlü olduğunu eklemek lazım :D
Bir de Tess, çok doğru tercih azizim! Yalnız ben Maxime Chattam’a da bir göz at derim, sevebilirsin…
Atalayyy ne zaman Anime yazcaksınn…
Çok yakında… (valla bak)
Vallaha bekliyorum adamım, elimde bi Ergo Proxy kaldı izlediğim ki sen yazmazsan ben yazıcam :)… ama anime bulamıyorum senin engin bilgilerine ihtiyacımız var, öneriler lazım… kaybolma yazı yaz :P