Boo! Dergisi Hakkında

“Boo! dergisi nedir?” sorusuna özet arayanlar için güncel ve ideal bir cevap:
Bir kültür-sanat dergisidir. Şimdilik internet üzerinden yayın yapar, okumak için bir üyelik ya da ücret talep etmez. İki dönem yayın yapmıştır, birinci dönemi 2006-2009 yılları arasında 46 sayı ile geçmiştir, ikinci dönemi ise 15 Ekim 2011’den beri devam etmektedir. Teoride her ayın 15’i çıkar. İçeriğinde konuların popülerliğinden ziyade niteliğine önem verir. Bilhassa ikinci döneminde, albüm, film, kitap, oyun gibi kültür-sanat ürünleri haricinde tüketim kültürünü (moda, otomobil, teknolojik cihazlar…) elinden geldiğince sayfalarına yansıtmamaya çalışır. Şimdilik amatördür, parayla reklam almak da dahil olmak üzere henüz hiçbir ticari harekete girişmemiştir. Girişirse de içerik tarzından ödün vermeyecektir.

Bu da uzun hikayemiz…
Boo!, 2005 yılının sonbaharında Alper Demirci’nin o zamanki bir oyun dergisinin forumlarına açtığı başlığa katılanların örgütlenmesiyle kurulan bir dergidir. Internet’ten yayın yapan bir dergi kurmak istediğini ve yazmak isteyenlerin başlığa not bırakıp iletişime geçmelerini rica eden bu başlığın ardından dönemin popüler anlık mesajlaşma programı MSN Messenger üzerinden megabaytlarca yazışma ve 15-20 kişilik toplu konuşmalarla derginin adı, çıkış tarihi, içeriği, kimin neler yazacağı gibi şeyler belirlendi. İlk sayı 15 Ocak 2006’da çıktı, ileride sonraki sayılar çıktıkça ilk sayı içerdiği bol miktarda acemilik sebebiyle yayından çekildi (şimdi bile okunamaz mesela). İçlerinden güzel bulunan yazılar daha ileride içerik sıkıntısı çekilen sayılarda yeniden değerlendirildi. 15 Temmuz 2006’ya kadar sayfaları JPG resimleri halinde yayınlanan dergi, o tarihteki yedinci sayısıyla beraber Adobe Flash ile yapılmaya başlandı. Yine iki sayfa yan yana görünecek şekilde, dergi mizanpajı amaçlanarak oluşturulmuş (gerçi o zamanlar pek becerilememiş) (yine de dönemin diğer internet dergilerinden daha fazla bu mizanpaja benzeyen), köşelerine fareyle gelince sayfa kıvrılma animasyonu içeren bir internet uygulamasına dönüştü.

On beşinci sayıya kadar her ay kapak konusu bulma sancılarıyla uğraşan ekip, on beşinci sayıyla birlikte bu eziyete bir son verip, zaten her ay dergiye konuk etmekte olduğu fotoğrafçıların fotoğraflarından birini kapağa taşımaya karar verdi. Aralarda çizim-illüstrasyon kapaklar da oldu ama esas olay fotoğraftı. Zamanla nedense portfolyo sayfalarına illüstratörler çağırılmaz oldu, salt fotoğrafçılar kaldı.

Bu arada ara sıra internet sitesi tasarımı değişti durdu. Yazarlar da değişip duruyordu, önce kadronun iyice ıssızlaşması beklenip, sonra yapılan toplu yazar alımlarıyla kadro bir anda yeniden kalabalıklaşıyordu. İçerik ağırlığında da doğal olarak dalgalanmalar yaşanıyordu bu durumda. Bu böyle kısır döngü gibi devam edip gitti, yazarlardan bırakanlar oldu, yenilerini aldık, onlardan bırakanlar oldu, daha yenileri geldi… Bu sırada derginin başındaki kişi de değişti, okulu sebebiyle eskisi kadar vakit ayıramayacak olan Alper’in yerine, yirmi üçüncü sayıdan itibaren sayfaları Ali Hıdımoğlu hazırlamaya başladı. Dergi kurtulmuştu ama sürekli olarak ayın 15’inden birkaç gün sonra çıkıyor, “editörden” sayfasında mütemadiyen özür dileniyor, mütemadiyen geç çıkmamak üzerine sözler veriliyordu. Hayat gailesi ise bu sözlerin tutulmasına izin vermedi. Yapılacak şey özür dilemeyip söz vermemekti belki de.

Otuz ikinci sayıya gelince birinci dönemin son büyük teknik güncellemesi yaşandı. Dergi Okuma Alanı dediğimiz sayfa bugünkü halini alırken, tamamen halis muhlis kendi oturup programlayışımızla otuz iki ve sonrasındaki sayılar neredeyse tam otomatik bir hale geliyor, dergi hazırlar ve yayınlarken işimizi kolaylaştırıyordu. Otuz ikiden önceki sayıları da yeni sisteme geçirme projesi, hatta ilk altı sayıyı (ilk sayı dahil) Flash’ta yeniden tasarlama projesi hep akıllarda var olsa da, kah üşengeçlikten, kah karşılığında yeterli ilgi görmeyeceğinden raftaki yerini bugün dahi korumaktadır.

Dergi zaman içerisinde çeşitli kere mizanpaj değiştirip arayışlara girmişti. Otuz dokuzuncu sayıdan itibaren nihayet o ufacık dergiye üç sütun çizilmiş, diğer internet dergilerinin bütün sayfaya, hatta karşılıklı iki sayfaya birden yayılan tek sütunlarıyla dalga geçilmekteydi adeta. Bu şekilde olması gereken görünümüne daha da yaklaşan Boo! dergisinde bir başka kendi içindeki devrimsel değişim ise içerik yapısındaydı. Daha önce konularına (müzik, sinema, kitap, tiyatro, diğer, teknoloji, oyun…) göre kategorilendirilen yazılar, bundan sonra tarzına göre (güncel konu, güncel olmayan konu, kültür-sanat ürünü) ayrılıyordu. Bu yapı bugün de devam etmekte.

Birinci dönemin en güzel sayıları otuz dokuzuncu sayıdan itibaren verildi ama bir yandan Ali’nin dergi hazırladığı dönemde geç çıkmaya alışan dergi otuzlu sayılarda iyice kırmızı alarm vermeye başlamış, otuz sekizinci sayı bu konuda bir abartı sahibi olarak, otuz dokuzuncu sayıdan bile sonra çıkmıştı. Birinci dönemin zirve yaptığı sayı olan 41 numaralı sayının ardından beklenen motivasyonda ve hızda içerik bir türlü hazırlanamadı. Haziran ve Ağustos sayıları gecikmeyle de olsa zamanında çıktı. Temmuz, Eylül ve Ekim sayıları için birikmiş birkaç içerik boşa gitmesin diye daha sonra hazırlanmaya karar verildi. Kırk sekiz adet sayıya tamamlamak güzel olurdu ama bir yandan da daha fazla sürünmenin manası yoktu. 2010 yılının Şubat ayında Temmuz, Eylül ve Ekim sayıları hazırlandı, hazırlandıkça yayınlandı ve teorik olarak Ekim 2009’da biten Boo! dergisi, Mart 2010’da pratik olarak kırk altıncı ve son sayısını yayınladı.

Bunu izleyen dönemde derginin nasıl zorluklarla hazırlandığının farkında olmadığını düşündüğümüz birkaç yazar ve birkaç okur Alper ve Ali’ye “geri dön” çağrılarında bulunsa da, yaklaşık 1 yıl boyunca özellikle Alper kulaklarını bu çağrılara kapattı. Bu sırada yine Boo! altyapısıyla tek sayılık bir heavy metal dergisi hazırlamış, kötü tepkilerle (veya tepkisizlikle) karşılaşınca o dergi için hazırladığı içerikle Adobe Indesign’ı kurcalamaya başlamıştı. Sonuç, programı kendi kendine öğrenen alaylı biri için hiç de fena olmayınca ve tek başına, periyodu olmayan bir dergi çıkarmakla bir yere varamayacağını düşünmeye başlayınca, Alper 2011’in ilkbaharı öncesi yeniden bir dergi kurma düşüncesine sıcak bakar oldu. Ama tamamen farklı bir biçemde dergi çıkaracağı için Boo!’nun kırk yedinci sayısından devam etmek istemiyordu. Sonra Facebook’ta Boo! sayfasındaki 1000 küsur kişiyi kaybetmek de istemeyince yeni dergiye farklı bir isim bulmaktan da vazgeçti ve ilkbahar boyu planlarını yapıp 9 Temmuz 2011 günü İstanbul’da kalabalık bir buluşmayla ikinci dönemin ilk temellerini buluşmaya gelenlerle attı. Yaz mevsimi kadroyu kurmakla geçti. İki kişi haricindeki herkes eskiden Boo!’da bir şekilde yazmış kişilerdi. Diğer iki kişi ise yabancı sayılmazdı zaten.

İkinci dönemin birinci sayısı dolayısıyla bir açılış kokteyli olsun diye bir fikir geldi, mekan sahibi mi organizatör mü anlayamadığımız birinden. Ağustos ve Eylül ayları bunun heyecanı ve kafa yormasıyla geçti. Diğer yandan ilk sayının içeriğini oluşturmakla meşguldük. Kokteyl tarihi ertelene ertelene 15 Ekim’i buldu. Alper ilk sayıyı canhıraş bir şekilde kokteyl saatine kadar yetiştirmeye çalışırken İstanbul’daki tayfa ise başkalarının ipiyle kuyuya inmenin azizliğine uğramış, daha önce vaat edilen tanıtımlar yapılmamış, cihazlar sağlanmamış, canlı müzik fos çıkmış, bir tane bile basın mensubu gelmemiş, mekan çalışanları bizimkilere bir organizasyonun baş aktörleri gibi değil, anonim müşteriler gibi davranmış, yaz boyu hayal ettiğimiz koskoca kokteyl yine normal, ama normalden biraz daha kalabalık bir dergi buluşmasına dönüşmüştü.

İkinci döneminde Boo! dergisinde çok şey değişmişti. Birincisi, 459x530 piksel olan bir sayfa, kocaman A4’e çıkmıştı. Sanki hemen yarın matbaaya gidip bastıracakmışız gibi hazırlanıyordu. Önceleri, kategorisi belli olan yazarların rastgele yolladığı yazılarla oluşan içerik, bu sefer her ayın başında planlanıp açıklanıyor, en azından kimin ne yazacağını genel yayın yönetmeni biliyordu. Dergi PDF olarak yayınlanmaya başladı, okumak için seçenekler de arttı. Issuu.com üzerinden çevrimiçi okunabiliyor, isteyen indirip arşivleyerek sonra okuyabiliyor, monitörden okumayı sevmeyenler ise sadece yazıların bulunduğu resimsiz PDF’yi indirip yazdırarak yazılarımızdan uzak kalmıyordu.

Zorluklar yine yakamızı bırakmadı, pilimiz ikinci dönemin üçüncü sayısında biter gibi oldu. 15 Ocak 2012’yi atlayarak soluklandık. 15 Şubat’ta şimdiye kadarki en iyi sayımızı çıkardık. Yolumuza devam ediyoruz. Bakalım bu sefer ne kadar uzun sürecek maceramız…

2008 Temmuz buluşması, soldan sağa Ali, Ayşe, Alper, Emre.
2009 Temmuz buluşması, acıkan Ali, Gülin ve Sinan'la birlikte.
2009 Ekim buluşması, sağdan sola Ali, Gülin, Gözde Karahan, Melis, Armağan, Gözde Gökçimen, Senem.
2009 Kasım buluşması, ekip heavy metal aşkıyla yanıp tutuşuyor! Solda Ali ve Melis, sağda Deniz ve Merve. Ortadakiler kimdir bilinmez.
2010 Ağustos buluşması, soldan sağa Gökçe, Armağan, Melis, Ali ve Gülin.
2011 Temmuz buluşması, ortadaki Alper dergiyi yeniden kurmak üzere bir şeyler anlatmaya çalışırken Günhan, Atıl, Gökçe ve Melis dinleyen tarafta.
2011 Ekim açılış kokteyli, soldan sağa Mert Erbil, Günhan, Gülin, Gökçe ve Gözde.
Anasayfa | Hakkımızda | Künye | Sıkça Sorulabilecek Sorular | Eski Sayılar | Arşiv Arama | Basında | Basın Odası | Abone Ol (RSS) | Reklam | İletişim

Boo! Dergisi'nde yer alan bütün içerik, sahiplerine aittir. Yazarın ve Boo! dergisinin izni olmaksızın, dergideki yazılar bir başka yerde yayınlanamaz. Ancak alıntı yapma durumunda kaynak gösterilmek kaydıyla yazıların bir parçasını bir başka yerde izin almadan yayınlamak mümkündür. Böyle bir durumda bize haber vermek hoş olur.