Afrodit

Dünyanın hakimidir aşk tanrıçası

Kirpiklerine aşk tozu serpilmişlere dünya aşktan ibarettir. Ne mutlu onlara ki her daim umuttur dünya. Hem heyecan, hem yürek çarpıntısı, hem tutku… İşte bundandır ki üçüncü kuşak tanrılarla başlarken yazmaya (kalemle kâğıdın kavuşmasına ithafen, aşk ile) Afrodit’ten çıkmak gerekti yola.

Aşkı bilmeyen, adını anmayan yoktur. Tatmayan şanssızlar vardır elbet henüz ama tadına bakanları da hasta etmeden bırakmaz bu büyülü nektar. Bu nektarın kaynağı da üçüncü kuşak tanrıların en güzidesi Afrodit’tir elbet  (orijinal haliyle, Aphrodite). Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçasıdır. Roma mitolojisindeki ismi Venüs’tür. Öyle çok efsanede geçer ki adı, neresinden başlasak buralara sığmaz. Ama belki en başına değinmek yerinde olur güzeller güzelinin. Doğumu üzerine söylenenlerden başlamak… Hesiodos, Afrodit’in Kıbrıs’ta denizin köpüklü dalgalarından doğduğunu söylerken, Homeros ise tanrıçanın Zeus ile Okeanos’un kızı Dione’den doğduğunu söyler. Afrodit toprak (Gaia) ile göğün (Uranüs) kızıdır ilk söylenceye göre.  Gaia bir gün Uranüs’e öyle kızar ki onun cinsel organını doğrayıp denize fırlatır. Çok geçmez, bir ilkbahar sabahı, Kıbrıs adası kıyılarında kıpırtısız olan deniz birden bire köpüklü beyaz bir dalga ile hareketlenir ve bir dalga ile bir sedef kabuğu kıyıya vurur. Sedefin kapağı açıldığında içinden güzeller güzeli, “okyanus köpükleri içinden doğan” anlamına gelen Afrodit çıkar. Ünlü ressam Botticelli’nin, köpüklerin içindeki Afrodit’i gösteren tablosunu hatırlar pek çoğumuz.

Bunun dışındaki söylencelerde annesi değişirken babası Zeus’tur çoğunlukla, yüceler yücesi, ulular ulusu, yıldırımların efendisi, Zeus. Belki Afrodit de kıskançlık nöbetlerine savrulduğundaki öfkesini yıldırımlar efendisinden almıştır, bilinmez… İşveli, cilveli, gönül alıcı, baştan çıkarıcıdır. Sevgiyi, sevişmeyi simgeleyen tanrıçayı çoğunlukla oğlu Eros ile görürüz. Bunun yanı sıra tanrıçanın alayında güzelliği, zarafeti ve bereketi simgeleyen Kharitler, Horalar ve Hymenaios yer almaktadır.

Afrodit de olsa kadın, aşkı arar adım adım…

Güzelliğiyle baş döndüren Afrodit’in kocası ateş ve volkan tanrısı, demircilerin ustası topal ve hantal görünümlü Hephaistos’tur (tanrılar katında bile tezatlık işte, her güzelin çeki taşı bir çirkin ve her çirkine bir güzel). Afrodit tabiatı gereği aşka âşık olduğundan sadakat bağıyla bağlanamaz kocasına, onu ölümlü ölümsüz pek çok erkekle aldatır. Kimler yoktur ki bu erkeklerin arasında? Savaş tanrısı Ares, tanrıların habercisi Hermes, bağ ve şarap tanrısı Dionysos, Apollon’un oğlu Phaeton, ölümlü yakışıklı Adonis ve tanrı soylu Ankhises… Burada adı geçenler (ve de geçemeyenler) gibi çok sayıda ilişkisinden pek çok çocuk sahibi de olur. Hermes’le birleşmesinden doğan hem erkek – hem kadın cinsiyetlerini bir arada barındıran ve günümüzde çift eşeyliliğe adını veren Hermafrodit. Kimilerine göre Ares ile birleşmesinden doğan Eros (Ares ile birleşmesinden elinde oku ve yayıyla alışageldiğimiz Eros’un doğması da ayrı bir hoşluktur bence, insanları onulmaz yaralarla yaralayan Eros’un yaralama / öldürme sanatında usta savaş tanrısı Ares’in oğlu olması). Tanrı soylu sevgilisi Ankhises’ten olma oğlu Aeneas (ki Romalılar soylarını Aeneas’a dayandırırlar). Ve yine Ares’ten olma çocukları, Phobos (bozgun), Demikos (korku) ve Harmonia (uyum)… Evlilik tanrısı Hymen, bahçe tanrısı Priape… Hepsi bu aşkların meyvesidir. İnanışa göre tanrı ya da insan olsun beğendiği herkesi baştan çıkarabilecek bir güzelliğe ve çekiliğe sahiptir ve sadece banyo yaparak tekrar bir bakireye dönüşebilmektedir (bekârete verilen önem de mitolojik motiflerin içine böylece yedirilmiştir, bu ayrı bir konu tabi).

Yazının devamını dergide okumak için tıklayın!

Internet üzerinden. Ücretsiz. 2006’dan bugüne aralıklarla, dönemler halinde çıktık. Yaratıcı ve kültürel ortamlardan etkinlikleri, sanatçıları, eserleri anlatan yazılar yazıyoruz. Yeni sayı çıkarmaya yakında devam edeceğiz. Buyrun!

Daha Fazla İçerik
Boo! Üçüncü Dönem Üçüncü Sayı