Peride Celal

Peride bir hayal gibi, eski günleri anlatan kadın

Eski Türk filmlerini sevenler hatırlar belki, Kızıl Vazo’yu? Hani kan davalı iki ailenin çocuklarının aşkına dayalı Hülya Koçyiğit ve Murat Soydan filmini? Ancak Muazzez Tahsin Berkant ve Kerime Nadir kıvamında sayarsanız sadece buna bakarak Peride Celal’i, haksızlıktır bu. Geliniz, bakınız, bilmediğinizi öğreniniz.

Geç bulup çabuk kaybedilenleriniz olmuş mudur sizin de? Edebiyat âleminde hep demini beklettiğiniz, okumaya başladığınızda da yazarın ölüm haberiyle yüzleştiğiniz? İşte benim için böyle bir yazar Peride Celal. Doğumundan neredeyse 100 yıl sonra (üçü beşi tartışmayalım değil mi a canım?) keşfedilen, üstelik hep yanı başımda duran eski bir usta.

Asırlık ömre sığan hüzün

2013 biterken yaşasaydı 100 yıla yaklaşmış ömrüyle bir eski zaman ustasını anmadan olmazdı, tam adıyla Peride Celal Yönsel’i. 10 Haziran 1916’da İstanbul’da doğan, dönemin koşullarında Saint Pulchérie Fransız Lisesi’nde okuyan, üstelik her ne kadar üveylik gözetmese de üvey bir babayla yetişen hüzünlü, derin bir kadın Peride Celal. Bir dönem İsviçre’de çalışan, Bern ataşeliğinde sekreterlik yapan Celal daha sonra (1944’ten 1949’a kadar) yine memlekete döner. İlk hikayesi 1935 yılında Yedigün dergisinde çıkmıştır. Ak Kız hikayesi P. Gençay adıyla yayımlanmıştır. Daha sonra Son Posta, Cumhuriyet, Tan ve Milliyet gazetelerinde öyküler, röportajlar yayımlar. Yazı hayatının ilk yılları Kerime Nadir, Muazzez Tahsin Berkand kıvamı aşk ve macera dolu, hatta bizim çocukluğumuzda bile izlenen siyah beyaz Türk filmlerine senaryo olmuş romanlarla geçmiştir. Geçim sıkıntısı vardır çünkü. Para kazanmak gerektir, bunun için de, “istenen” şekilde yazmak gerektir. Peride Celal’in bunlardan bir pişmanlığı, hüznü, istemezliği vardır sonradan anlatılanlardan anlaşılan. 15 yıla yakın bir süre bu şekilde geçer. Sonra bir dönem gelir ki artık Peride kendi yazdıklarını paylaşmak ister okuruyla. Behçet Necatigil’e göre Üç Kadın’dır bu ikinci dönemin başlangıcı, Selim İleri’ye göre ise Dar Yol (tam da Yekta Kopan’ın “Becerikli Bay Kerim İnal”ını okurken bu yazıyı yazıyor olmam tesadüf müdür?). Ardından gelen pek çok kitap ile daha gerçekçi ve daha toplumsal romanlar yazsa da pek çokları için bu “romantik” yazar olma etiketi hala üzerindedir Peride Celal’in. Derken bir dönüm noktası daha gelir: Üç Yirmi Dört Saat. Milliyet Yayınevi’dir bu roman için seçtiği. O dönemde yöneticisi Ülkü Tamer’dir. Peride Celal arar ve bir kitabı için görüşmek istediğini söyler. Ülkü Tamer önceki romanları bildiğinden çok da sıcak bakmaz ama geri de çeviremez. Görüşme sırasında tahmininde yanılmadığını ve Peride Celal’in kitabını yayınlatmak istediğini görür. Nazik bir cevapla başından savar ancak Celal’in hali tavrı onu etkilemiştir, önyargılarından kurtulmaya karar verir ve kitabı okur. Okur okumaz da yaptığı hatayı anlar ve derhal Peride Celal’i arayarak tekrar görüşmek ister ve tüm hikayeyi anlatır. Peride Celal’in cevabı önceki yazdıklarına karşı kendisinde de benzer bir imajın oluştuğunun göstergesidir: “Biliyorum, dün yayınevinden çıkıp Cağaloğlu yokuşundan inerken, daha önce yazdığım bütün kitaplara lânet ediyordum”. 1977 yılında yayımlanana bu romanıyla Sedat Simavi Ödülü’nü, ardından 1991’de Kurtlar romanı Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanır. 1996 yılı 15. TÜYAP Kitap Fuarı’nın Onur Ödülü de Peride Celal’indir.

Yazının devamını dergide okumak için tıklayın!

Internet üzerinden. Ücretsiz. 2006’dan bugüne aralıklarla, dönemler halinde çıktık. Yaratıcı ve kültürel ortamlardan etkinlikleri, sanatçıları, eserleri anlatan yazılar yazıyoruz. Yeni sayı çıkarmaya yakında devam edeceğiz. Buyrun!

Daha Fazla İçerik
Canan Ergüder